Bireyselleşme Süreci

Bireyselleşme süreci psikolojik olarak kişinin potansiyeline erişmesi ve kendi hayatını yönetebilmesini sağlar. Bu süreç akışkan bir şekilde ilerlemez. Yapılması gerekenler, düşünülmesi gereken konular ve çekilmesi gereken acılar vardır. Bunlar atlanırsa süreç tökezler. Gerçek bir bireyselleşmeden söz edemeyiz. Bireyselleşme 4 önemli parçanın tanınması üzerine kurulur. Bilinçdışının tanınması gereklidir. Bunu başarmak için gerekli teknik ise rüya analizidir. Rüyalarda bahsedilen 4 parça incelenir ve takip edilir. Bütün bu parçalar oldukça canlıdır ve günlük hayatımıza olumlu ya da olumsuz tepki verebilirler. Evde yaşayan yakınlarımız gibi onları tanımak ve nasıl çalıştıklarını anlamak gerekir. Aksi takdirde kontrolsüz bir ev ortamınız olur ve bir çok şeye sürüklenirsiniz. Bilinçdışındaki bu 4 parça incelenmez ve reddedilirse bir projeksiyon oluşur. Günlük hayatınıza bilinçsiz bir yansıtma yaparsınız. Karşınızdaki insana bakınca onu görmez bilinçdışından gelen bu parçalardan birini görürsünüz.

İlk parça persona’dır. Persona ruhsal sistemin bilinçli bir yüzüdür. Kesinlikle tüm ruhsal sistem değildir. Ruhsal sistem Psike ya Psişe’dir. Persona günlük hayatta olduğumuz insandır. Bir araba hayal edin. Arabayı süren persona’dır. Zaman zaman arabayı başkası sürebilir. Bu durumda ikincil bir personadan bahsederiz. Çoklu kişilik bozukluğu personaların çokluğu ve birbirlerini tanımamaları sonucunda ortaya çıkan psikotik bir hastalıktır. Karıştırmayın. Kişiliğin tümünü persona sanmak genelde yapılan bir hatadır. Persona rüyalarda kendi üzerinizde olan kıyafetlerle temsil edilebilir. Zaman zaman çıplak kalınan rüyalar ise personanın bir şekilde düştüğünü anlatır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

İkinci parça gölgedir. Gölge negatif geri dönüş aldığımız tüm özelliklerimizdir. Bir sözünüze arkadaşlarınız kötü tepki gösterir. Bu söz bilinçdışının karanlık tarafına gönderilir. Kullanılmasının hoş karşılanmadığı her şey buradadır. Bolca hayır ve yasakla büyüyen birinin gölgesi çok daha büyük ve tehlikeli olur. Öte yandan herkesin gölgesi vardır. Gölge aydınlıkla denge halinde olan bir parçadır. Dolayısıyla aydınlık istiyorsanız gölgeyi de almak zorundasınız. Gölgeyi tanımamak ise kaos yaratır. Muazzam bir güç burada barınır. Denenmemiş yollar, uygun olmayan davranışlar buradadır ve çözüm için zaman zaman gölgenin desteği gerekir. Ancak tamamen serbest bırakılması akıllıca olmaz. Gölgenin derin katmanları kendini gösterebilir. Vahşilik, ensest, fiziksel zarar, işkence, sadistlik gibi özellikler çıkabilir. Gölge gerekli oldukça kullanılacak bir güç kaynağı olarak düşünülebilir. Ancak işi bitince yerine kaldırılması gerekir. Reddettiğimiz gölgemiz insanlara yansıtılır. Kendi gölgenizi bulmak istiyorsanız başkalarında sizi rahatsız eden itici özellikleri tespit edin. Asla yapmam, asla söylemem diyebileceğiniz şeyleri listeleyin. Gölgenizin bir kısmını görebilirsiniz. Ne kadar redderseniz gölge o kadar çok projekte olacaktır. Kişisel gelişim için gereklidir. Çünkü sadece aydınlığı kullanmak dengesizliktir. Gölgeyi tanımak bu güçleri bilince taşır ve sizin kullanımıza açar. Gölge rüyalarda hemcinsimiz olan korkutucu ve karanlık bir kişi olarak kendini gösterir.

Üçüncü parça anima ve animus’tur. Anima erkeğin feminen tarafıdır. Animus ise kadının maskülen tarafıdır. Maskülenlik ve feminenlik kavramları altında toplanan özellikler bu parçalar altında yer alır. Anima/animus bilinç ve bilinçdışı arasında bir elçi görevi görür. Kişinin kendi bilinçdışını anlayabilmesi için anima/animusu ile iyi geçinmesi şarttır. Yoksa size temiz bilgi getirmez ve gerçek bir insanın olabileceği gibi sığ ve kuyu kazıcı olur. Rüyalarda karşı cinsten tanınmayan kişiler olarak kendini gösterir. Tanınması ve mümkün olduğunca kabul edilmesi gerekir.

Son parça self’tir. Türkçe’de tam bir karşılığı yoktur. Tanrı imajıdır. Ruhsal sistemin merkezindedir. Oldukça kritik bir rolü vardır. Bireyselleşmenin son noktası ve ana hedefidir. Rüyalarda mandala olarak kendini gösterir. Ruhsal merkezin görülmesi buraya dikkat edilmesini ve anlaşılmasını talep eder. Ruhsal bir denge bozukluğu olmuş ya da olma riski yüksekse mandala rüyada kendini gösterebilir. Ruhsal bir çöküntü ya da deprem olabilir. Diğerleri gibi tanınacak bir parça değildir. Görülmesi ve erişilmeye yakınlaşması gereken bir parçadır.

Bilinçdışı ve bilinç arasındaki ilişki geliştikçe kendini aşma ve tanrısallık olarak yorumlanabilir. Ancak kesinlikle narsist bir şekilde kendini tanrı sanma olarak görülmez. Aksine yoğun bir mütevazılık ve sessizlik gerektir. Sessiz bir bilge self’ine erişmiş bir kişidir. Söylecek çok şeyiniz varsa self’ten uzaksınızdır. Buraya ulaşmak oldukça zordur. Tüm bu sürecin yıllar sürecini unutmamak ve sabırlı olmak gereklidir.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: