Terapi

Bugün Türkiye’de yaşayan kimse, sağlıklı bir ortamın teşvik edildiğini iddaa edemez. Bugün zorlu ruhsal hastalıklar rahatlıkla çoğalıp ürüyor. Çözümü emek isteyen bu rahatsızlıklar bizim tarafımızdan her gün normalleştiriliyor. Etrafımızın daha sağlıklı ve keyifli olmasından ziyade çaresizlikle kabullenme yolundayız. Toplumsal belli dinamiklere bakılınca bu durum şaşırtıcı değil. Bu dinamikler bireyi zorluyor. Onun iradesini ezerek yerine toplumsal iradeyi koyuyor. Birey bu sırada bireyselliğini yitiriyor. Çok kan kaybediyor. “Yaralarım iyileşmesin en azından ölmem” felsefesini kabulleniyor. Oysa insanın en anlamlı çabası otantik olabilmek.

Çok küçük yaştan hayatımızı garanti almamız gerektiği bize öğretiliyor. “Çocuk olmaya zaman yok, plan yapmaya başla. Daha da kötüsü bu planı sen yapmazsan biz yapacağız.” Bambaşka bir canlının hayatını planlamak. Es geçilen bu çocukluk resimden çıkmıyor. Aksine resme daha da giriyor. Ana tonu oluyor. Neden bu kadar fazla çocuksu yetişkin var? Düşüncesiz ve mantık becerisinden uzak. Çocukluğu atlamak, sonsuza kadar çocuk olmak için güzel bir yol. Hayat talepkar oluyor, birey ise gelişmemiş durumda talepler karşısında tekrar eziliyor. Hala ruhunu satmadıysa, şimdi satıyor. Hızlı bir şekilde ucuza satılıyor. Bu insanlar için yapılacak çok şey var. Çünkü eksikleri oldukça fazla. Alabilecekleri çeşitli beceriler, farkedecekleri çok şey var. Frekansın tutması halinde ise bu gelişme durumu başlayabilir. Ancak eksik taşın doğru zamanda yerine oturması lazım.

Bir de bu gruba girmeyen diğer insanlar var. İradesiz kalmış insan grubu kesinlikle daha fazla. Bu sebeple iradesine sıkı sıkı sarılanlar azınlık olarak kalıyorlar. Çevre onların tersi yönde ilerliyor. Bu ise onları yalnız bırakıyor. Evlerini güvenli alanlar olarak çiziyorlar. Dışarıya pek bulaşmıyorlar. Ufak umutlarla günlerini geçiriyorlar. Ancak hergün aynı umut baştan tekrar işliyor. Bu insanların hayatlarını (toplum tersine) sürdürmeleri adına desteğe ihtiyaçları oluyor. Bazı hatırlatmalar belli aralıklarla yapılmalı. Bu hatırlatmaları kendilerine yapanlar bu iki grubun dışında yer alıyor. Onlara bu noktada değinmeyeceğim.

Terapi artık günlük hayatın içindeki ihtiyacını bariz olarak gösteriyor. Araya sıkışan ya da oradan oraya savrulan insanlar, ne yoldan olursa olsun yollarını kaybediyorlar.

Sokaklarda tedavi edilebilecek bir sürü rahatsızlığa sahip insanlar, ellerinde olmadan kendilerine ve etraflarına zarar veriyorlar. Bu gizliden gizliye kaybedilen iradenin intikamı olabilir. Ancak böylesine bir toplumsal analiz için veriye sahip değilim. Ayrıca bu tehlikeli boyutta bir genelleme olur.

İnsanların birbiri ile konuşmadığını görmek pek zor değil. Saatlerce konuşuyoruz ama tatmin hissetmiyoruz. Saatlerce daha konuşuyoruz. Herkes konuşma sırasını bekliyor. “Onun lafı bitsin ben konuşayım.” Zaman bir şekilde geçiyor. Ancak içi boş bu sohbetler iştahı daha da arttırıyor. Aynı şekilde tatminsizlik artıyor.

Tehlikeli bir şekilde normalleştirilen ruhsal rahatsızlıklar bir yandan ruhsal desteği gereksiz olarak gösteriyor. Bu trajik durum bu normalleştirmenin kefaleti oluyor. Psikolojik destek kadınların ilgilendiği bir gevezelik alanı olarak görülüyor. Buraya sadece “hasta” insanların uğradığı sanılıyor. Bunu yaparak kişi kendinin sağlıklı olduğuna gizlice ulaşıyor. Bu test edilmemiş duruma sorgusuz kabullenme ile yaklaşıyor. Bu ise tehlikenin görmezden gelinmesini sağlıyor. Artık bir önlem alma imkanı kaybediliyor.

Terapi kelimesi iyileştirme anlamına gelir. Hatamız ise hayatın bizde sürekli olarak yaralar açtığını görmezden gelmektir. Evet bir iyileşme gerekir. Ancak bu kimse için utanılacak bir durum değildir. Terapi ihtiyacı hayatta kalmak adına ortaya çıkar. Bu hayatı çekmek için desteğe ihtiyacımız var. Özellikle Türkiye’de yaşayan insanların. Kimileri için umutsuz, kimileri için dehşet verici, kimi için ise öfke yaratan bir Türkiye.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: