Çocukları Dünyadan Korumak

Ailelerin dünyaya olan güveni gittikçe azalmaya başladı bunu görmek zor değil. Sokakta oynayan çocuklar artık tükenmiş bir tür gibi, karşımıza çıkmıyor. Peki bu klasik tavrın altında neler var?

Dünya acımasız, rekabetçi ve bir çocuğa zarar verebilecek vahşilerle dolu. Bir çok ailenin fikri bu yönde. Bu fikir toplumun kendini temizleme şansını elinden alıyor. Evet evlerimize kapandıkça daha vahşileşiyoruz çünkü sosyalleşmiyoruz. Bir yandan farklı tipte insanlara alışmıyor ve öğrenmiyoruz. Düşmüyoruz ve dolasıyla ayağa kalkmayı bilmiyoruz. Tek bildiğimiz boşluğa ağlamak. Neyden korkacağımızı bile bilmiyoruz. Sadece korkuyoruz. Olgunlaşmıyor ve gelişmiyoruz. Kendimize ve çocuğumuza güvenmiyoruz. Onu koruduğumuzu sanarak onu hasta ediyoruz.

Peki bunlar çocuklarda neleri ortaya çıkarıyor?

Bu çocuklar eve alışıyorlar. Evdeki konfora alışıyorlar. Bu konfor onlara gerçekçi bir algı vermiyor. Çünkü dışarda konfor eve göre oldukça düşük kalacak. Çocuk bir takım hareketlerde bulunmak zorunda kalacaktır. Sorunlarla baş edecek güveni kendinde bulamayacak çünkü bu ona anormal gelecektir. Antrenman yapmadığı için tökezleyecek ve aşırı korumacı ailesine koşacak. Bu koşma hareketi olgunluktan kaçıştır. Aileye koşmak çocukluğa sığınmaktır. Bu çocuklar büyümekten korkacaklardır. Ellerini taşın altına sokmak istemeyecekler. Daha doğrusu taş ne onu bile bilmeyeceklerdir. Neden? Çünkü evde taş yoktur. Konforu yüksek, çoğu isteğin sorgusuz ve denetsiz bir şekilde önüne koyulması söz konusuyken taş nerededir?

Elbette bunlar ebeveynden kaynaklanan durumlardır.

Peki gerekli olan nedir?

Ailelerin kendilerini hırpalamamaları için ilk olarak çocukların hazcı olduklarını kabul etmeleri gerekir. Hazcı bireyler haza yönelirken can sıkıcı her şeyden kaçarlar. Ama dünya bu kadar pembe değildir. Hazcılık çocuksu bir bakıştır. Kişi kendine jestler yapmalı ve gününü keyifli hale getirebilmelidir. Ancak hazcı kişiler sonsuz haz arayışında kendilerini kaybederler. Maalesef bu hikayenin sonu bağımlılıktır. Bu sigara, alkol, uyuşturucu, telefon, aile ya da başka bir insana bağımlılık olabilir. Bağımlılık bir kişilik özelliğidir.

Bu kaçış çocuğu çocuk olarak tutar. Aile yıllar boyunca yavrusunu sevebilir. Bedenen büyüyen kişi ruhen çocuk kalır ve gelişmemiş bir profile sahip olur.

Çocuğun iyiliği için onu ufak ufak keyifsizlikle tanıştırmak gereklidir. Bunun ne olacağı ile ilgili kesin bir kural yoktur. Aile kendi düzenine uygun adımlar oluşturabilir. Ana hedef çocuğu problemler ile yüzleştirmek ve güçlendirmektir.

Bunu asla hasta olmamış ve bir balonda büyümüş bir çocuk gibi düşünebilirsiniz. Balondaki çocuk asla bir mikrop ya da virüse maruz kalmadığı için gelişmemiş bir bağışıklık sistemi vardır. Bağışıklık sistemi sürekli antrenman yapması gereken bir sistemdir. Çünkü ancak bu şekilde gelişebilir. Aynı mantık psikolojik bağışıklık için geçerlidir. Burada aslında neden zor evlerde büyüyen çocukların daha güçlü olduğu sorusuna cevap vermiş bulunuyoruz. Bu evler mikrodünyalardır. Çocuk evde antrenman yapmaya başlar. Dünyaya çıktığında ise zaten güçlüdür ve korunmuş çocuğa göre daha iyi başetmeye başlar.

Elbette zor ev ortamları kendi risklerine sahiptir. Kalıcı psikolojik yaralar açılabilir. Kişiliğe bazı yıkıcı özellikler girebilir. Travmalar çözümsüz bırakılabilir.

İdeal ev ortamında aile çocuğa ruhsal güç kazandırmanın önemini bilmektedir. Bunun adına yapabiliyorsa kendisi aksi halde bir uzman desteği ile çocuğuna adım adım güçlendirme çalışmaları yaptırmaya başlar.

Korumacı ailelerin çıkmazları nelerdir?

Takıntı ile ilgili bildiğimiz en kritik nokta, bilinçli olarak analiz edilmedikçe zihnin karanlık tarafında kanser gibi yayıldığıdır. Bu yayılma bir noktada kişinin günlük hayatını engellemeye başlar. Maalesef bu noktada kişiler psikolojik destek alırlar. Takıntılar zihinde oluşur ve davranışlar ile hayatı yavaşlatıp engellerler. Takıntılı derecede korumacı aileler çocuklarını evden çıkartmazlar. Arkadaşları ile dışarda zaman geçirmelerine izin vermezler. Sürekli kafalarında çocuğa korkunç şeyler olacağını düşünürler. Kapıdan çıkar çıkmaz köşelerde bekleyen vahşi yaratıklar vardır onların zihninde. Bunlar takıntılı bir ebeveynin düşünceleridir. Çocuğunuzu başına sizce en kötü ne gelebilir sorusu ailenin kaygısını ölçmek için iyi bir sorudur. Gerçeklikten çok çok uzak cevaplar şaka ile karışık dile getirilir. Ancak analiz yapan kişi şakanın yumuşatma olduğunu ayıklamalı ve kaygının geldiği olağanüstü boyutu görmelidir.

Peki bu aileler nasıl tedavi olur?

Takıntının zihinde ve günlük hayatta kendini gösterdiğini biliyoruz. İlk olarak terapi ile aileye kafasındakinin ne kadar olağandışı olduğu mantık çerçevesinde gösterilmelidir. Verdikleri tepki mantıksal bir kamufulajlı yoğun duygusal bir tepkidir. Bunu anlamaları kritik bir noktadır. Daha sonra aile bunun bir takıntı olduğunu anlamalıdır, burada iş terapiste düşmektedir. Takıntının zihnen ve davranışsal ilerlediği açıklandıktan sonra davranışlarda kısıtlamalar getirilir. Kısıtlamalar sadece ve sadece takıntıyı besleyen hareketlerde uygulanmalıdır. Aksi takdirde kişi aşırı direnç gösterir ve terapiyi bırakabilir. Terapiye küsmüş bir aile ve sorunu çözülmemiş bir çocuk ortada kalır. Sorunun büyüyüp yıllar içinde dev bir boyutta kendini göstereceğini açıklamaya gerek bile duymuyorum. Psikoloji ile ilgili en kritik keşiflerden birisi sorunların bastırılarak asla çözülmediği, aksine büyüdüğüdür.

Zihin eğitilip davranışlar kısıtlandıktan sonra aileler yavaş yavaş güven kazanmaya başlarlar. Bu noktada aceleci davranmamak çok kritiktir. Ani kilo kayıplarının aynı hızda geri alındığı gibi burada da hızlı iyileşmeye şüphe ile bakmak gerekir. Aile iyileştik diyerek terapiyi bırakmak ister ancak kısa bir süre devam etmeleri gereklidir. Aile hızla eski yıkıcı yapısına dönebilmektedir. Bir süre incelemek faydalı olacaktır.

Yazıyı uzun bulanlar bu kısmı okuyup ilgilenirlerse baştan okuyabilirler. Çocuğunu dünyadan korumak doğru bir istektir. Ancak genellikle seçilen yol yanlıştır. En iyi koruma her zaman güçlendirmektir. Küçük yüzleştirmelerle çocuğa sorun çözme becerisi, sakin kalma yeteneği, mantıklı düşünme ve güven aşılanabilir. Uygulanması gereken yol asla çocuğa çok konforlu bir ev sunmak değildir. Bazen onun iyiliği için onu mutsuz etmektir. İlerde dünyada yaşayacağı problemlerin ufak maketleri ile evde antrenman yapmalı ve güçlenmelidir.

Çocuğunuzu dünyaya bırakmak zorundasınız. Doğru adımları atarsanız gözünüz arkada kalmaz ve sürekli onun için endişe duymazsınız. Çocuğunuzun olgunluğunu takdir edebilir ve onun içindeki çocuğu sevmeye devam edebilirsiniz. Kendi başarınızı takdir edip, çocuğunuz ile gurur duyabilirsiniz. Sadece gözlerinizi yumup kendinizi kandırmayın. Kendiniz altından kalkamazsanız bir uzmana başvurun.

Çocuğu koruduğunuzu sanıp onu mahvetmeyin. Onu bir balona hapsetmeyin. Üzülmesin diye taklalar atmayın. Sorun acı çekmek değildir, çekilen acıyı anlamamak ve öğrenmemektir. Düşerken tutmayın, kalkmasını öğretin. Kaldırmayın, kendisi yapmayı öğretin. Bırakın biraz zorlansın, acı çeksin ve çaresiz kalsın. Sonra ayağa kalksın. Yapabiliyorum desin. Özgüveni olsun. Güçlensin, olgunlaşsın size gurur versin. Şükran duysun, zekileşsin ve bilinçlensin.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: